Müzik zevkimizi baştan aşağı değiştiren, web 2.0 şampiyonu Last.fm 280 milyon $ a CBS'e satılmış. Flickr, YouTube derken Last.fm in de medya devlerinden birine satılması moralimi iyice bozdu. Bir biz yapamadık lan böyle bir site. Nedir yani bu kadar basit (ve hakkını verelim - mükemmel) bir fikir ve birkaç (milyon) satır kod = milyon milyon $. Bir de şöyle bir şey var, okuyup okuyup feyz almak için ideal: Uncommon Business Ideas That Work
Sene olmuş 2007, bu hıyar hala gol atıyor. Hem de Şampiyonlar Ligi Finali'nde. Hem de 2 tane. Dünya futbolu mu kalitesini yitiriyor yoksa bu Pippo işi mi biliyor?
Oha, dakika 89, durum 2-1 oldu. Tarih tekerrür edecek mi?
Yaşadığım bu tarz hayatın misyonunu tamamladığı çok açık. Beyoğlu değil de Anadolu Hisarı' nı gezmekle kaybedecek zamanım kalmadı. Yeni oluşumlara merhaba demek lazım. Başaracağım.
Yarından başlamak kaydıyla hayatımın en yoğun haftasına giriyorum. Birkaç yarım saattir düşünüyorum da gerçekten yapmakla yükümlü olduğum bunca şeyin olduğu bir zaman dilimi yaşamamıştım. 2 kuruş para kazanıcaz diye anasını satayım, neyse.
Bu süper haftayı daha da süper kılan bir diğer şey de hemen hemen tüm dizilerin sezon finallerini seyredicek olmamız: 24, Heroes, LOST, House.
Allah bana bunca işin arasında bunları seyredecek fazladan zaman versin, yoksa vallah billah birilerinin canı yanacak.
Bu sitede bir yerlerde Kadıköy'deki karate kurslarından bahsedilmektedir. Bu satırların yazarının farkında olmadığı bu durum, Google Keywords'e göre gerçektir. Yazar, sitedeki bu tarz altmetinlerden sorumlu tutulamaz, yazara kaynakça gösterilmeden küfür edilemez.
Laptop' da yazı yazmanın çok klas bir duruşu var. Bilekleri laptopun üstüne koyup da klavyeyi kullanmaktan bahsediyorum. İnsan kendini cerrah gibi hissediyor.
İçinde bulunduğum günün tarihini bir şekilde farkettiğim an (mesela bugün şimdi 4 mayıs) kesin bugün önemli birşey vardı ve unuttum, unutmaya da devam ediyorum allah kahretsin diye düşünüyorum. Aslında "unutkanlık", varmış gibi uydurduğum karakter özelliklerimden belki de en işe yarayanı, çok önemli bir olayı anımsamadım diye başıma bir iş de gelmedi. Ama işte insan düşünmeden edemiyor. Daha da kötüsü, aklıma her geldiğinde "tamam! bu sefer kesin birşey vardı ve ben unuttum" diye işkilleniyorum. Sanki bugüne kadar vaziyeti kıl payı kurtarmışım da, artık kaçışım kalmamış gibi.
Sahi 4 mayıs eski karımla evlenme yıldönümümüz değil miydi? Yandım ki ne yandım.
Kadıköy' den dönerken bugün, iskele bekleme salonunun kapısı filmlerdeki gibi suratıma kapandı. Kapıya vurup ilgisini çektiğim halatçı adamın beni görüp kafasını çevirmesi pek hoşuma gitmedi. Tamam o da emir kulu sonuçta (bir de böyle bir geyik var: "o da ne yapsın abi, emir kulu!") kurallara uyacak eyvallah da, daha vapur kalkmamıştı ki kardeşim. Avrupa yakasının herhangi bir iskelesinde böyle bir olayın yaşanmayacağına adım gibi eminim. Bekleme salonunda bir yarım saat daha beklerken aklımdan -tabiki- Sliding Doors filmi geçiyordu.
Bir de daha önemlisi, geçen cuma okuldan iki arkadaşla yürüyerek İstanbul turu yaptım. Beşiktaş-Üsküdar motoruyla başlayan yolculuğumuz sırasıyla Kuzguncuk, Beylerbeyi ve Çengelköy güzergahı ile devam etti. 4 saate yakın yürüdük, arada Beylerbeyi Sarayı' nı bile gezdik. Kuzguncuk' u daracık sokakları ve ihtişamlı evleriyle Prens Adaları'na benzettim. Beylerbeyi'ne giderken ise sahilde bir noktada askeriye çıkıyor, dağları tepeleri aşarak yürümeye devam ettik. Çengelköy' de midye-bira keyfi ardından da motorla Beşiktaş' a geri dönüş. Dönüş motorunda İtalyan bir çift vardı; yaşadığım hayattan utandım resmen. Bu kadar yanıbaşımda bunca güzel mekan varken 20küsür sene haberim olmasın, elin İtalyanı Çengelköy'deki vapur seferlerini benden iyi bilsin. Olacak şey değil.
Demem o ki tünellerle, otoban kenarındaki patikalarla dolu so-called trekking' imiz benim epey hoşuma gitti. Sanırım hayatımda bu tarz yeni tadlar yakalamamın zamanı gelmiş. Bir sonraki maceramız -galiba- Balat, Piyerloti (bunların ikisi aynı şey olabilir tabi), Haliç civarında olacak. Tabi kadromuz da genişleyecek.
Cuma günü yaklaşık 42 kere söylediğim gibi: Ben bu maceraya varım.