Gercek Stajyerin Maceraları

Thursday, May 03, 2007

"Hayat ve tuhaf vapurlar" göndermesi


Bu aralar deniz ulaşımına musallat oldum.

Kadıköy' den dönerken bugün, iskele bekleme salonunun kapısı filmlerdeki gibi suratıma kapandı. Kapıya vurup ilgisini çektiğim halatçı adamın beni görüp kafasını çevirmesi pek hoşuma gitmedi. Tamam o da emir kulu sonuçta (bir de böyle bir geyik var: "o da ne yapsın abi, emir kulu!") kurallara uyacak eyvallah da, daha vapur kalkmamıştı ki kardeşim. Avrupa yakasının herhangi bir iskelesinde böyle bir olayın yaşanmayacağına adım gibi eminim. Bekleme salonunda bir yarım saat daha beklerken aklımdan -tabiki- Sliding Doors filmi geçiyordu.

Bir de daha önemlisi, geçen cuma okuldan iki arkadaşla yürüyerek İstanbul turu yaptım. Beşiktaş-Üsküdar motoruyla başlayan yolculuğumuz sırasıyla Kuzguncuk, Beylerbeyi ve Çengelköy güzergahı ile devam etti. 4 saate yakın yürüdük, arada Beylerbeyi Sarayı' nı bile gezdik.
Kuzguncuk' u daracık sokakları ve ihtişamlı evleriyle Prens Adaları'na benzettim. Beylerbeyi'ne giderken ise sahilde bir noktada askeriye çıkıyor, dağları tepeleri aşarak yürümeye devam ettik. Çengelköy' de midye-bira keyfi ardından da motorla Beşiktaş' a geri dönüş. Dönüş motorunda İtalyan bir çift vardı; yaşadığım hayattan utandım resmen. Bu kadar yanıbaşımda bunca güzel mekan varken 20küsür sene haberim olmasın, elin İtalyanı Çengelköy'deki vapur seferlerini benden iyi bilsin. Olacak şey değil.

Demem o ki tünellerle, otoban kenarındaki patikalarla dolu so-called trekking' imiz benim epey hoşuma gitti. Sanırım hayatımda bu tarz yeni tadlar yakalamamın zamanı gelmiş. Bir sonraki maceramız -galiba- Balat, Piyerloti (bunların ikisi aynı şey olabilir tabi), Haliç civarında olacak. Tabi kadromuz da genişleyecek.

Cuma günü yaklaşık 42 kere söylediğim gibi: Ben bu maceraya varım.

JT

1 Comments:

Post a Comment

<< Home