Gercek Stajyerin Maceraları

Friday, September 29, 2006

Saa Tiki

Filmekimi yaklaşıyor. Biletler 7 ekim Cumartesi gününden itibaren satılacak.
En kral film - A Scanner Darkly' e gidemeyecem sanırım zira hep Rusça ile çakışıyor. Ne Rusça sevdasıymış bendeki de.
Bir de, bugünlerde amma acıkıyorum ha.
JT

Saturday, September 23, 2006

This Fall. Hold on to your seats.

Şimdi sırada, canımız içi Amerikan dizilerimizden son haberler;

-Prison Break: 2.sezon başladı, heyecansız başladı. 5 bölümü geride bıraktığımız bu hafta itibariyle, Scofield ve kankaların kaçış macerası kabak tadı vermeye and içmişe benziyor. Tüm kaçakların yine 10m2 alan içersinde birbirlerine tekrar ulaşmaları saçmalığı, tamam anladık para için ama. Hem yeni FBI'daki kankamı da çok tutmadım ben. Çok zeki, başarılı, cin gibi ama bir ilaç bağımlısı. Çok orijinal gerçekten. Çok. Ha bir de, ilk sezon o kadar uğraşarak oluşturdukları avukat kızın ve dolayısıyla dizinin tüm yan hikayesinin bir anda bitmiş olması - gerçek bir senarist yetersizliği. 5,5 / 10

-Weeds:
Nancy ve "the weed squad"'ın maceraları son hız devam ediyor. En son 6. bölüm yayınlandı ve ilk sezondan daha komik gidiyor bana kalırsa. Bir kere; çok fazla şey oluyor ya. Sanırım sezon yine 12-13 bölüm olacağı için bu kadar yoğun bir olay örgüsüyle karşı karşıyayız. "Mature content" ve "View discretion is advised" ın da bokunu çıkardılar. 6. bölümdeki amca karakterinin sahneleri neydi öyle? Hahhahhaha. Ancak evin büyük oğlunu (adını bilemedim şimdi, o sarışın gerizekalı it) bir temiz dövmek gerekiyor. Marry Louise Parker çok seksi. Ciddiyim. 7/10

-House M.D :
3. bölümünü birazdan seyredicem. House kanka bastona geri dönüş yaptı. Epey üzüntü verici ya. İlk bölüm ne acaipti. House M.D. her zamanki gibi. Hep aynı konsept ve bu nedenden sıkıcı gibi geliyor ama aslında kusursuz. "Neden bu sitelere 18 yaş ibaresi koyarlar ki? Burdaki linke basmayı 17 yaşında biri bile başarabilir"
9/10

-Lost:
4 Ekim' de başlıyacak. İlk önce 6 bölümlük bir mini seri gibi, sonra bilmem kaç ay ara, sonra sezonun geri kalanı. Sabırsızız. ?/10

-Grey's Anatomy: Bu hafta başladı. Yorum için biraz zamanı var. Henüz gerçek programına yetişemedim. Ama epey sıkıcı. 5/10

-CSI Kankalarım:
Onlar da başlamıştır heralde. Bu dizileri düzenli takip etmek için bir neden göremiyorum. ?/10

-Family Guy: 6. sezonu başladı. Hemen indirip seyretmek lazım. Adamın mizah tadını değiştiren bir çizgi diziye hoşgeldiniz. Vatikan' da Tori Spelling'le geçirdiğim o günden beri en komik an, bu diziyi seyrederkenkiler.

-Arrested Development: Seinfeld' den sonra gelmiş geçmiş en başarılı komedi dizisinin yayından kaldırılmış olması, Amerikan televizyonları için bir utançtır. Eski bölümlerini tekrar tekrar seyredip, gülmekten yine altımıza sıçmaktan başka çaremiz yok. "This is not a trick...IT'S AN ILLUSION!" 9,5/10

-24: Ne zaman başlıyacak bilmiyorum. Ne farkeder ki? 10/10

Bir de yeni başlayan diziler var. Eğer onların arasından da seyretmeye değer şeyler çıkarsa ki, ki çıkacaktır elbet, işimiz iş. Sosyal hayatın sona erdiği işte o an.

JT


Thursday, September 21, 2006

Ekinoks geldi oğlum

Bugün bir arkadaşla Atik Büfe'ye gittik. Değil sadece Nişantaşı'nın, İstanbul'un en kaliteli büfesi. Hem ufala-limon kombomuzu çaktık, hem de saygıdeğer Suat abimizle iki kelime muhabbet ettik.

Sınavlardan önceki o yarım saat gibi, hayat da çok hızlı geçiyor ya. Kopya yazmaya vakit bulamıyorum. 2002 Haziran nere 2006 Eylül nere.
NAL'a da gittik tabi yemekten sonra, eski hocalarımız da aynı şeyi söyledi. Bir tek bana olmuyordur heralde, böyle aradan uzun zaman geçip de insan eski okulunu ziyarete gidince içini bir hüzün kapllıyor. Hocaların, saçlarına düşmüş tutam tutam aklar dışında, hala aynı oldukları gerçeği baya şaşırtıcı. Daha da ilginç olan, bu aynı hocaların seni artık bir arkadaş belleyip, samimi muhabbetlere girmesi. Başarınla övünmesi, başarısızlığında destek olması. "İlginç" yanlış oldu aslında, gurur verici demeliydim.

D&R' den aldığım derginin parasını ödemeden çıkmış olduğumu farkettiğim o an. Epey de uzaklaşmıştık ha. Dolmabahçe stadını bilenler için söylüyorum; Nişantaşı dörtyol ağzındaki Yargıcı'ya geçilen ışıkların orası. Sonra koştum geri, efendi gibi ödedim tabi. D&R için değil ha, Roll'a zarar zeval gelmesin diye. Roll'daki kankalarım bunu okuyorsanız, değerimi bilin. Bir sonraki sayıda benle röportaj yapılmasını talep ediyorum. "Müziğimdeki aykırılığı çocukluğumun geçtiği Şişli semtinin o sokaklarına borçluyum, hatta onlara adıyorum."

Bu arada sözümü tutayım: Yavru vatan Kıbrıs sempatikti. Gerçek bir sayfiye ülkesi. O sıcakta zaten aksi mümkün olamaz sanırım. Bu yaşıma kadar ben denize serinlemek için girilir zannediyordum. Yanılmışım. Girne' de çarşıyı da gezdim. Bildiğimiz sevdiğimiz markaların mağazaları dışında, en kral market İstanbul'daki 1milyoncu dükkanlarıyla eşdeğer. Ancak taksiler inanılmaz. Bildiğin son model Mercedes. Kıbrıs, birkaç günlüğüne gidilebilecek bir yer. Fazlası ben metropol çocuğunu biraz bayabilir.

Evvelsi gün de ders kayıtlarım vardı. Zorunlu derslerimin yanına, bilgisayar başında maharetli ellerim sayesinde son kalan boş yere kaydolarak Rusça'yı ekledim. Haftada 2 gün, 2şer saatten Rusça. Eğlenceli olacağa benziyor. Hatta belki, buradan online Ruski derslerine bile başlarım. Da!

Bilirsiniz, öğrenci milleti için yıl eylül sonu başlar, haziran ortası biter. İşte ben de yılbaşı öncesi son günlerimi böyle rutin saçmalıklarla geçiriyorum. Ekinoksa hoşgeldiniz.

Sevgiyle,
JT

Tuesday, September 12, 2006

Kozmik Tesadüflerin Anlamsızlığı

Neden böyle bir başlık attım pek bir fikrim yok aslında.
Son birkaç aydır, ya da yaz başından beri diyelim, bloglarda epey geziniyorum. 'Geçtiğimiz haftasonu Ağva'da Serpiller ile mükemmel vakit geçirdim, ah bugün yolda rakun(rakun diye bir hayvan vardır işalah) gördüm inanılmazdı' konseptinden dışarı çıkabilmiş pek az blog var. Kendimi dışarda tutmuyorum tabi, er ya da geç olay oraya doğru kayıyor zira bu bloglara belli aralıklarla çok egzantrik şeyler karalıyacak kadar heyecanlı hayatı yok kimsenin.
Misal ben de geçen gün Beyazıt' da yürürken rakun gördüm. Yani aslında rakun makun görmedim; sadece iç çamaşırı satan bir konfeksiyon dükkanında Queen' den I want it all şarkısı çalıyordu. Konfeksiyon dükkanı ve Queen ne kadar inanılmaz bir ikili diye düşünürken, aslında bu ikilinin değil de bu olayı bloga yazmak veyahut da arkadaşlarla paylaşmanın ilgi çekici olduğunu farkettim. Fakat bu farkındalığın esprisini tam kavrayamamışken bir gün sonra bambaşka bir semtte başka bir alakasız mağazada yine Queen duydum. 2 gün 2 semt 2 mağaza ve 2 Queen şarkısı yani. İşte o noktada olay gerçek bir tesadüfe dönüşerek bu bloga girecek yetiye sahip oldu. Queen ne alaka abi ya o dükkanda? Eleştirel gözlüklerim, düşünce yapım ve sakallı suratıma hayat (ya da konfeksiyon dükkanı mı demeliydim?) tarafından atılmış tokata hoşgeldiniz.

Bu arada, geçtiğimiz haftasonu Kıbrıs'da Serpiller ile mükemmel vakit geçirdim. Hava çok sıcaktı.
Yavru Vatan maceralarımla bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

JT

Friday, September 08, 2006

Note to self: Don't forget yourself

Bu aralar boktan bir durumlar oldu. Şaşırtıcı ve sıkıcı gelişmeler mi demeli, tatil yapmadan geçmiş yaz tatili mi demeli. Yer misin oğlum pastırma?
Evet, pek değerli bloguma gerekli ilgiyi gösterememiş olabilirim. Ama siz sadık okuyucularıma (buna kendim bile kıçımla güldüm gerçekten) ve kendime söz veriyorum, hatta andım olsun ki, en yakın zamanda eski havamı yakalayacağım. O zamana kadar havamızı şöyle bulalım:

"And on really romantic evenings of self, i go salsa dancing with my confusion... "
Yürü be.

JT